Hoşgeldin Ziyaretçi...

Hoşgeldin Ziyaretçi...Öncelikle bu blogun belli bir konusu ve konsepti yoktur.Aklıma gelenleri konu ayrımı yapmaksızın, aylaklığı atlatıp yazabilirsem buraya eklerim.Dolayısıyla karmakarışık bir "blog"tur görmekte olduğun...

28 Ekim 2010 Perşembe

Dev Derbide Son Randevu: Ekim 2010



Galatasaray tarihindeki en farklı ve sancılı derbi sürecini  geçirdi denilebilir.Alınan başarısız sonuçlara, zevk ve ümit vermeyen oyun eklenince Rijkaard topun ağzına gelmişti.Geçtiğimiz  hafta  kendi sahasında alınan 4-2’lik Ankaragücü mağlubiyetinin ardından beklenen gerçekleşti ve Rijkaard ve ekibiyle yollar ayrıldı.
Oysa büyük umutlarla gelmişti Galatasaray’a…Efsanevi bir futbolculuk kariyeri ve Katalan devi Barcelona’da yaşadığı büyük başarılarla da adından söz ettiren Rijkaard’ın  yanına bir başka efsane Neskens’i de alıp Galatasaray’ın başına geçmesi hem Türkiye hem de dünya futbol kamuoyunda şaşkınlık yaratmıştı.Artık Galatasaray’dan çok büyük beklentiler vardı ama beklenen gerçekleşmedi.Rijkaard beklentileri karşılayamadı.Galatasaray’a beklenen futbolu oynatamadı.
Tek forvetli sistemde Baroş elinden geleni yapsa da tek forvetli sistemde karşısında başarılı bir savunma hattıyla karşılaşınca gol yollarında etkisiz kalıyordu, defans hatalarıysa Galatasaray’ın karşılaşmada geri düşmesine ya da galibiyeti koruyamamasına sebep oluyordu.Rijkaard sistem ve taktiksel anlamda maça etki edemiyordu.Oysa takımı çift forvet oynatsa veya pozisyonun ölü kanadındaki oyuncular forvet oyuncusu gibi ceza alanına Baroş’a destek için gelseler Galatasaray’ın aldığı sonuçlarda değişiklik olabilirdi.Küstürülen oyuncular ve yanlış transfer politikası da cabası; örnek gerekirse Nonda’nın gönderilmesi…İşte bu olumsuzluklar Rijkaard’ın sonunu hazırladı.Galatasaray yönetimi baktı ki Rijkaard kendilerinin de başını yakacak Fenerbahçe karşılaşması öncesi Çarşamba günü Rijkaard’la olan sözleşmeyi feshetti.
Sportif direktörlük için Hakan Şükür’ün teknik direktörlük içinse Fatih Terim, Hikmet Karaman, Ersun Yanal ve Hagi’nin ismi geçiyordu ki Hagi ile anlaşıldı.Yardımcısı ise Hagi gibi bir başka efsane olan Tugay Kerimoğlu oldu.Galatasaray’ı derbi öncesindeki haftada Rijkaard, Tugay Kerimoğlu ve Hagi olmak üzere üç ayrı hoca çalıştırdı.
Fenerbahçe tarafındaysa Aykut Kocaman oturmuş bir takıma sahipti.Sezon öncesinde Daum’un görevine son veren Fenerbahçe yönetimi takımın sportif direktörlüğünü üstlenen Aykut Kocaman’a teslim etmişti teknik direktörlük görevini...Aykut Hoca‘nın koltuğu  Avrupa’da alınan hezimetlerin ardından sallansa da Fenerbahçe yönetimi hocasının arkasında durdu.Kocaman savunmada yeterli bulmadığı Bilica’nın yerine Yobo, forvet mevkiine de Niang’ı transfer etti.Chelsea’da forma giyen genç oyuncu Stoch ve topu ceza alanından alıp rakip ceza alanına doğrudan götürebilecek bir oyuncu olarak gördüğü Dia’yı da takıma monte etti.Disiplinsizlikleriyle takımda yllardır sorun yaratan Brezilyalı oyuncuları istemediğini belirterek takıma yeni bir yol haritası çizdi.Takımda efsaneleşen Alex’e de yavaş yavaş yol göründüğünü üstü örtülü de olsa belirtiyordu Aykut Kocaman.
Derbi öncesinde iki takımın genel durumu buydu…Galatasaray’da son haftalarda takıma ısınmaya başlayan kırmızı kart cezalısı durumundaki kaleci Ufuk’la birlikte sakatlığı süren futbolcular genç kaptan Arda, Harry Kewell, Aydın ve Baroş forma giyemeyecekti.Fenerbahçe’de ise Özer Hurmacı sakatlığından dolayı forma giyemeyecekti.
Yazılı ve görsel medya tarihte ilk defa Fenerbahçe’yi bu kadar açık favori olarak gösteriyordu.Fenerbahçeliler dejavu sloganıyla yeni bir tarihi fark bekliyorlardı.Fenerbahçe o kadar büyük favoriydi ki; en büyük bahis firması İddaa Fenerbahçe’nin galibiyetine 1.50, beraberliğe 3.40, Galatasaray’ın galibiyetine ise 4.20’lık bir oran veriyordu.Fenerbahçe herhangi bir 2.Lig takımına karşı oynasa da oranlar buna yakın olurdu.
Galatasaraylı taraftarların tek beklentisi Hagi’nin takımı iyi motive etmesiydi.
Galatasaray karşılaşmaya kalede Aykut, Defansta Sabri, Servet, Neill, Hakan Balta; Orta sahada Elano, Cana, Mustafa Sarp, Ayhan; Forvette ise Misimovic ve Pino ile başladı.Fenerbahçe’nin onbiri de kalede Volkan Demirel, Defansta Caner, Lugano, Yobo, Gökhan Gönül; Orta Sahada Stoch, Mehmet Topuz, Emre, Dia Forvette ise Alex ve Niang’tan oluşuyordu.
Galatasaray beklenilenin aksine ofansif bir futbol, takım halinde hücum ve yine takım halinde defans ortaya koyuyordu.Fenerbahçe ise rakibin bu beklenmeyen oyunu karşısında geride kalmayı tercih etti.
Galatasaray’ın özellikle Pino ile bulduğu ciddi pozisyonlara karşı Fenerbahçe daha cılız ataklar gerçekleştirdi.Bunda Galatasaray’ın sert savunması etkili oldu ve karşılaşma 0-0’lık bir sonuçla berabere sona erdi.Sahada  güzel bir futbol vardı ve tek eksik goldü.
Karşılaşmada geçtiğimiz yılların aksine olaylar çıkmadı, futbolculara ve hakemlere yabancı cisimler atılmadı.Sadece bol küfürlü tezahüratlar vardı ki önümüzdeki derbide inşallah o da olmaz.
Bu arada atlanmaması gereken bir başka konu da statta yerini alan az sayıdaki Galatasaray taraftarının sesinin kendisinden 20 kat fazla olan Fenerbahçe taraftarından çok çıkmasıydı.
Karşılaşmanın ardından anlamış olduk ki büyük maçların favorisi olmaz.Takımlardan biri ne kadar kötü bir dönem geçiriyor olursa olsun böyle sayılı derbilerde motivasyon faktörü çok etkili oluyor.
Ligimizde oynadığımız bu önemli karşılaşmalar yediden yetmişe hepimizi heyecanlandırıyor ama yetmez…İki takımın seyircilerini de ligimiz kesmiyor artık..Seneye Avrupa kupalarında da dişe diş mücadele ve başarı istiyorlar…Annemizin ligi bize yetmiyor bilesiniz…

14 Ekim 2010 Perşembe

TÜRK FUTBOLU NEREYE?

    2010 yılındayız... Türk futbolu büyüyor, endüstrileşiyor, kulüpler şirketleşiyor, pazarlama birimleri kuruluyor, yayın gelirleri jet hızıyla artıyor, transfer bütçeleri almış başını gidiyor, başka ülkelerde 1 milyon Euro yıllık ücreti rüyasında göremeyecek adama yıllık 3.5 milyon Euro ödeniyor, statlar ve tesisler modernleşiyor...Bu böyle sürer gider...
     Aklıma bir de 90'lar geldi...Kulüplerin 3 yabancı oyuncu hakkı var, bunu da 2. 3. sınıf yabancı oyuncularla değerlendiriyorlar.Oyuncular formalarını seyirciye atmıyorlar çünkü yıkanıp sonraki maçlarda giyecekler...Sahalar patates tarlası gibi, 1.Lig'te toprak sahalar var.Sadece İstanbul'daki stadlarda ışıklandırma var...Derbi maçlara can korkusu olmadan gidilebiliyor...Çoğu oyuncunun menajeri babası...Bizzat şahidim üç büyüklerde oynayan oyuncular süperlüks tatil köylerine gitmek yerine birlikte yazlık kiralayıp tatile gidiyorlar...Kulüpler seyircileri yolunacak kaz olarak görmüyorlar daha...
    Aradaki fark ne?İşin şov yanı artmış...Yüksek bilet fiyatlarından dolayı gariban taraftarın maça gitme şansı elinden alınmış, evinde herhangi bir platforma paraları bayılmadan maç seyredebilmesi hayal olmuş...Futbolcular özde değil sözde profesyonel olmuş, paraya para demiyorlar...Başarı mı dediniz?İşte onda hiçbir artış yok...
     Galatasaray; Porto ile birlikte Şampiyonlar Ligi'ne en çok katılan takımdı, ara ara devler karşısında sürpriz sonuçlar da alıyordu...Fenerbahçe yine köy takımlarına eleniyordu.Birkaç istisna dışında Beşiktaş ve Trabzonspor'da aynı durumdaydı... Şimdi durum ne?Yine başarının esamesi okunmuyor...
     O zaman bu kadar zahmet, bu gerilim niye?Verin bana 90'lardaki futbol ruhunu geriye....